İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Vergilendirmede, Şekil Şartları ile Esastan Hangisi Daha Önceliklidir?

Elektronik posta yoluyla gönderilen bazı eleştirilerde, daha çok vergi tahsiline karşı yazdığım gibi bir algılamaya sebep olduğumu görmekteyim. 

Böyle bir algıya karşı çıkıyorum.

Vergi gelirlerinin kamu kaynakları içindeki önemini ve bu öneme rağmen kayıp ve kaçağın seviyesini bende bilmekteyim.

Buna mani olmak için Maliye İdaresi tarafından hem gelişen teknolojiye uygun çeşitli yöntemlerin geliştirildiğine ve hem de çok yoğun bir şekilde vergi incelemeleri yapıldığına şahit olmaktayım.

Karşı olduğum şey, vergi tahsili değil, kayıp kaçağı önlemeye yönelik uygulamalarda adeta Hazine’ci bir yaklaşım sergilenmesidir.
 
Vergi kaçağı, nasıl uygun bir davranış değil ise, fazla vergi tahsil etmeyi istemek de bir o kadar uygun bir davranış olamaz.

Olaya tek taraflı olarak bakmamak gerektiğini, başka taraftan da bir değerlendirme yapıldığında daha sağlıklı bir sonuca ulaşılacağını anlatıyorum.

Maalesef aşağıda izah etmek istediğim konuda böyledir.

Şimdi gelelim buna.

Vergi Kanunlarında, bazı hakların kullanımı çeşitli şekil şartlarının yerine getirilmiş olmasına bağlanmıştır.

Bu şartların yerine getirilmediğinin tespiti halinde, olayın esası hiç önemsenmeksizin, işletmelerin bu hakların kullanımından geri bırakılmaları ile, verginin gecikme faizi ile istenildiğine, buna birde vergi zıyaı cezası kesildiğine rastlamaktayız.

Uygulanması maddi bir külfet getirmediği için bir kasıt taşımadığı kolayca anlaşılabilecek bu kanuni şekil şartları, daha çok uygulayıcıların bilgi eksikliği ya da dikkatsizliği nedeniyle yerine getirilmemektedir.

Burada bu şartların, olayın gerçek mahiyetinin önüne geçmesi ile ilgili olarak kısa bir değerlendirme yapılacaktır.

Sözü geçen bu şartlara başka örnekler göstermek mümkün olmakla birlikte;

– 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 9. maddesinde belirtilen zararların mahsubu için, her yıla ait zararların kurumlar vergisi beyannamesinde ayrı ayrı gösterilmesi,

– Yine 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10. maddesinde belirtilen kurum kazancından indirimler için, kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmesi,

– 3065 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 34. maddesinde belirtilen, KDV indirimi için, KDV’nin alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmesi,

Sayılabilir.

Bu maddelerin incelenmesinden, kurumlar vergisi beyannamesinde ayrı ayrı gösterilmeyen geçmiş yıllar zararları ve yine kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmeyen maddede sayılan çeşitli indirimlerden yararlanılamayacağı ile alış belgeleri üzerinde ayrıca gösterilmeyen bir KDV’ni indirim konusu edilemeyeceği, görülecektir.

Bunun karşısında da sıkça belirttiğimiz 213 Sayılı V.U.K. 134 ile 3/b maddelerini hatırlamak gerekir.

Hatırlanacağı üzere, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 134. maddesinde, vergi incelemesinin amacı; ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olarak, aynı Kanun’un 3/b maddesinde de, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, belirtilmiştir.

Yukarıdaki Kanun maddelerinin incelenmesinden, bu şekil şartları ile verginin kolay bir şekilde takip edilmek istenilmesi ile birlikte; vergi incelemesinin amacının, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak olduğu, vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas olduğu, anlaşılacaktır.

Bu hakların kullanımı için, her ne kadar yasa koyucu tarafından bir takım şekil şartlarının yerine getirilmesinin öngörüldüğü bir gerçeklik ise de; yapılan bu düzenlemedeki amacın, sonuçta mükerrer bir vergilendirmeye sebep olacak bir yaptırım olmadığı açıktır.

Aksi düşünce yukarıda belirtilen kanun maddeleri bağlamında, verginin gerçekliği ilkesi ile çelişeceği gibi, bu şekli eksikliğin bazı haklardan feragat anlamına geleceğini söylemek de verginin kanuniliği ilkesine ters düşecektir.

Özetle, sayılan bu hakların gerçekte kazanılmadığı yönünde idarece somut bir tespit ortaya konulmadan, bu haklardan feragat edildiği düşüncesini doğru bulmadığımı, vergilendirmede esasın, esasında şekil şartlarından daha da önemli olduğunu ifade etmek istiyorum.

Sizce de vergilendirmede, şekil şartları ile esastan hangisi daha önceliklidir?

Sevgi ve Saygılarla,

Sami Okutan
S.M.Mali Müşavir
Baş Denetçi
sami.okutan_01@mynet.com